DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP , Zaman , 30 Kasım 2007, Cuma
| ||||||||
| | ||||||||
"Yargı" dediğimiz yapının tek tek insan-yargıç'lardan oluştuğu, yargılama faaliyetinin tamamen insani unsurlar taşıdığı gözden uzak tutulmuştur. Bir önceki gün TESEV tarafından kamuoyuna açıklanan bir çalışma, yargıçların dünyasını aralamak bakımından önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. | ||||||||
Yargıçlar kararlarıyla siyasi ve sosyal hayatın tam ortasındadırlar. Uzağa gitmeden, bugünlerde süren milletvekili dokunulmazlığının daraltılması tartışmalarının bile doğrudan yargıyla çok açık bir ilişkisi bulunmaktadır. Dokunulmazlığın daraltılması, yargının siyasete ve siyasetçiye müdahale alanını genişletecektir. Bu bakımdan yasama ve yargı erkleri arasında kurulacak denge ile yakından alakalıdır. Öte yandan, aynı konuda sürdürülen tartışma başlıkları içinde siyasetçinin yargıya güvenip güvenmediği sorgulanmaktadır. Biraz daha geriye gittiğimizde, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yüksek yargı ile Meclis arasında yaşanan sorunlar da göstermektedir ki Türkiye'de yargıçlar ve topyekün yargı daima gündemin ortasındadır. Ancak, buna rağmen, yargıçların dünyası kamuoyunun bilgisi dışında kalmıştır. TESEV tarafından yürütülen geniş bir çalışmanın ilk aşaması olarak kamuoyuna sunulan çalışma, dört ilde toplam 51 hakim ve savcı ile "derinlemesine mülakat" yapılmak suretiyle hazırlanmıştır. Gerçekten de 74 sorudan oluşturulan bir çerçeve içinde, görüşmeyi kabul eden hakim ve savcılarla en kısası bir saat, en uzunu beş buçuk saat süren görüşmeler yapılmıştır. Yargıçların algı ve zihniyet dünyasına girmeyi hedefleyen, "Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları" başlıklı çalışmada soruların genel çerçevesi, "devletin çıkarları mı adaletin gerekleri mi", "demokrasi mi güvenlik mi", "devlete karşı suçlar devlet görevlilerinin suçları", "faillerin kimliği", "düşünce özgürlüğü" ve "AB süreci" gibi temel başlıklar etrafında toplanmaktadır. Yargıçların zihniyet dünyasına bir kapı aralama amacı taşıyan bu çalışmanın benzerleri oldukça azdır. "Siyaset ve Anayasa Mahkemesi" başlıklı eserinde Artun Ünsal, yüksek mahkeme yargıçları üzerinde benzeri, ayrıntılı bir çalışmayı yürütmüş ve yayımlamıştır. Oldukça eski tarihli (1980'de basılmış) bu çalışmadan başka daha dar kapsamlı birkaç çalışma dışında "yargı sosyolojisi" üzerine eserlere rastlanmamaktadır. Bu sebeple, sadece kamuoyu tarafından değil, bilim camiası tarafından da üstü örtülü bir alandır yargı dünyası. TESEV çalışması, Prof. Dr. Mithat Sancar'ın derinlikli yaklaşımlarıyla çok önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Birinci derece mahkemeler esas alınarak yapılan bu çalışmanın benzerleri yüksek mahkemeler üzerinde de gerçekleştirilmelidir. Yüksek mahkeme yargıçlarının diğerlerinden oldukça farklı bir zihniyet dünyasına sahip olduğu ve farklı bir "sınıf" oluşturduğu kanaatindeyiz. Yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının sağlanabilmesi, hukuki düzenlemelerle değil, yargıçların zihniyet dünyasının bilinmesi, çözümlenmesi ve tartışılmasıyla gerçekleştirilebilecektir. Yargıç ve tarafsızlık TESEV çalışmasında da belirtildiği gibi, yargının tarafsızlığı ve bunun zeminlerinden olan bağımsızlık meselesi, öncelikle, yargıcı bir yargılama "otomat"ı olarak değerlendirmediğimiz zaman gerçekten tartışılabilecektir. Yargıcın dünya görüşü, önyargıları, siyasi tercihleri, kişisel tutumları, yargılama konusu olayı kavramasında olduğu kadar, hukuk kurallarının yorumlanmasında da, nihayetinde vermiş olduğu kararlarda da etkili olmaktadır. Bu bir vakıadır; inkar edilmesi sadece yok sayılması anlamına gelecek, onu ortadan kaldırmayacaktır. Özellikle, yargı kararlarının siyasiliği tartışılırken, siyasiliği sadece yasama veya yürütme organına ya da sadece siyasi parti faaliyetlerine münhasır sayan bir anlayış bu vakıanın üstünü örtmeye çalışmaktadır. Yargıçların da bir dünya görüşü, siyasi eğilimi ve tutumu vardır. Burada sorun olan bu vakıanın kendisi değildir; bu görüş ve tutumların yargı kararları üzerinde etki oluşturması noktasındadır. Yargıçlık mesleğinde, ilk bakışta sanılanın aksine, hukuk bilgisinin derinliği en önemli nitelik değildir. Yargıçları diğer hukukçulardan farklı kılan kriter bu olamaz. İnsanlık tarihinin bilinen dönemlerinden bu yana, yargıçlık mesleği hukuk bilgisinden çok, şahsiyete dair niteliklerle, güvenilirlik, adaletli ve dengeli kişilik özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. İlk yargıçlar (hakimler), hakemlerdir. Halen çeşitli şekillerde varlığını sürdüren "hakem"lik kurumu, insanlar arasındaki ihtilafların çözümü için ortaya çıkan ilk kurumdur. İnsanlar, anlaşmazlıklarını hukuk bilgisine güvendikleri kişilere değil, ahlakına, anlayışına, tarafsızlığına ve adalet hissine güvendikleri kişilere götürmüşlerdir. Hukuk kuralları, bugün olduğu gibi eskiden de yazılı metinler halinde elimizde bulunmakta ya da bu kuralları bilen kişilere başvurularak öğrenilmektedir. Bugün de pek çok konuda yargıçlar, "hukuki mütalaa" almak üzere hukuk âlimlerine başvurmakta, en azından, Yargıtay ve Danıştay kararlarında da sıkça rastlandığı üzere, hukuk âlimlerinin eserlerinden istifade ederek karar vermektedirler. Bir başka şekilde ifade edecek olursak, yargıcın hukuk bilgisindeki eksiklik, gerçek anlamda bir eksiklik değildir; kolayca telafi edilebilecek bir eksikliktir. Bütün hukuk kurumlarının, hukuk kurallarının, usullerin nihai amacı, varmak istediği hedef, adaletin gerçekleştirilmesidir. Adaletin gerçekleştirilmesi için bütün hukuk ilmi bir araç olarak vücuda getirilmiştir. Hukukun bazı temel kuralları vardır ki, bunlar adaletin somut bir şekilde görünümünden ibarettir. Bu anlamda, hukuk kurallarını bütünüyle bir basit araç kabilinden algılıyor değiliz. Ama bu kuralların dahi uyuşmazlıklara uygulanması sırasında, adalet hedefini daima göz önünde tutmak zaruretiyle karşı karşıyayız. Şu halde, hukuk bilgisi, yargıcın araçlarından sadece biridir; onu başka yerden de alıp kullanabilir. Burada, bir tarihî birikimin hasılası olan Mecelle'deki "hâkim" tarifini zikretmek gerekir. Mecelle'de üç madde, yargıcın niteliklerini saymaktadır. "Hâkimin evsafı beyanındadır" başlığını taşıyan "fasıl"ın, ilk maddesinde (1792. madde) yargıcın temel nitelikleri belirtilmektedir. Buna göre, yargıç (hâkim), "hakîm, fehîm, müstekîm ve emîn, mekîn, metîn olmalıdır." Hakîm, akıllı ve adaletli; fehîm, anlayış sahibi, özellikle insanlar arası ilişkilere vâkıf; müstekîm, doğru sözlü olan, hilekar olmayan, ahlaki zaafı bulunmayan; emîn, hıyanetten uzak, güvenilen, itimat edilen; mekîn, şeref sahibi ve asaletli olan, "esafil-i nastan bulunmayan; metîn, etki altında kalmayan, ciddi ve sabırlı olan kişi demektir. Bir sonraki maddede (1793. madde) ise hukuk bilgisi ile bu bilgiyi karşısına gelen uyuşmazlıklara tatbik kabiliyeti ifade olunmaktadır: "Hâkim, mesâil-i fıkhiyyeye ve usul-i muhakemeye vâkıf ve deavi-yi vâkıayı anlara tatbikan fasl ve hasma muktedir olmalıdır." Ayrıca, faslın sonuncu maddesinde (1794. madde), yargıcın "temyiz-i tamme muktedir olması" aranmaktadır. Temyiz-i tam, ayırt etme kabiliyetinde bir eksiklik olmaması demektir. Doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, alakalıyı alakasızdan ayırabilme yeteneğidir bu. Ülkemizde yargı ile ilgili sorunların temelinde insan unsuru yatmaktadır. Yargıçların ana sorununu "yetersiz maaş" olarak gören zihniyetin esasen yargıçlık yapma hakkı olmamalıdır. Bu zihniyetle, yargı mesleği bir sıradan "memuriyet"e dönüştürülmüş, "inşaat ruhsatı" talebi için oluşturulan dosya ile dava dosyası yaklaşım bakımından aynı mahiyette kabul edilir hale gelmiştir. Her davanın, tarafları bakımından ifade ettiği anlam ve çok küçük bir maddi değeri olsa da nihayetinde adaletin gerçekleştirilmesine konu teşkil ettiği için sahip olduğu bizatihi değer göz ardı edilmektedir. "Üst düzey adliye memuru" anlayışıyla adalet gerçekleştirilemez. Asıl sorunun hukukun algılanışında ve adalet idealinin kaybedilmiş olmasında yattığı unutulmamalıdır. Bağımsızlık, yargıcın zihniyet dünyasından yeşerecektir. TESEV çalışması, her şeyden önce, yargıcın da bir insan olduğunu, her insan gibi kendilerine mahsus dünyalarının bulunduğunu, yaptıkları faaliyette (yargılamada) kişisel dünyalarının da bir faktör olarak mevcut olduğunu ortaya koymaktadır; yargıyı "insani"leştirmektedir. Yargı kararlarının "pozitif hukukun otomatik sonuçları" olmadığını göstermektedir. Böyle bir bilgi, yargıya olan saygıyı ve güveni azaltmayacağı gibi, yargı hakkındaki değerlendirmeleri makul bir zemine taşıyacaktır. MARMARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ | |
| DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP | |
| 30 Kasım 2007, Cuma |
No comments:
Post a Comment